Şeker neden hep suçludur?

Şekerin düşman ilan edilmesinin bir glikoz molekülü olmasından kaynaklanmadığını belirten Biyokimya ve Anti-Aging Uzmanı Ayşegül Çoruhlu, “Çünkü tükettiğimiz pek çok besinde glikoz vardır. Dolayısıyla şekerin verdiği zararın nedeni o glikozun geldiği besinlerdir” dedi.

Şeker, obeziteden Tip 2 diyabete, kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok ciddi hastalığın önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Çünkü günümüzde tükettiğimiz pek çok besinle adeta şeker yükleniyoruz. Peki hangi şeker kaynaklarından uzak durmalı, hangilerini tüketmeliyiz? İşte Biyokimya ve Anti-Aging Uzmanı Ayşegül Çoruhlu’nun yanıtı…

Ayşegül Çoruhlu

En sağlıklı beslenmede de glikoz vücudumuza girer

‘Şeker yemeyin, şekerli, basit karbonhidratlı tatlı unlu ürün tüketmeyin’ uyarılarını hep duyarız. Peki neden şeker bu kadar düşman kazandı? Şekerden kastım sonunda glikoz yani molekül olarak en son halde şekere dönüşen besinlerdir. Glikoz, vücudumuzun enerji için kullandığı moleküldür. Zannedilen çok daha fazla besinde glikoz vardır. Mesela salatalık bile glikoz içerir. Tüm kuruyemişler, baklagiller, tohumlar içlerinde sonunda parçalanıp glikoza dönecek moleküller içerir. Yani siz ‘şeker yemiyorum’ dediğinizde bu ‘glikoz almıyorum’ anlamına gelmez. Her şekilde glikoz vücudunuza girer, yani en sağlıklı beslenmede de…

Nelere dikkat etmeliyiz?

Şekerle derdimiz onun hızında… Şekerli yavaş besinler tüketirsek yarışı biz kazanırız. İşte dikkat etmeniz gereken noktalar…

1) Hangi şekerin düşman olduğunu iyi bileceğiz. Neyin kana hızlı geçebileceğini kestirebileceğiz. Tüm işlenmiş unlu-şekerli yiyecekler, şekerli içecekler, alkol bu yarışta diğer tüm yiyecekleri geçer, onları azaltacağız ya da uzak duracağız.

2) Kana yavaş geçenlere ağırlık vereceğiz. Baklagiller, kuruyemişler, az şekerli meyveler, tüm sebzeler.

3) Şeker yarışına hiç girmeyen yiyecekleri artıracağız: Balık, yumurta, diğer etler, avokado, zeytin gibi yağlı sebzeler.

4) Tüm besinleri ‘yavaş’ mideye göndereceğiz. Onları uzun süre çiğneyerek ya da lokmalarımızın arasına zaman koyarak yiyeceğiz. Böylece vücuda o şekerle baş edebilmesi için zaman kazandıracağız.

5) Hareketi artıracağız ki fazla şeker, yağ olacağına harcansın.

6) Yemek aralarına en az 4 saat ara koyacağız ki, vücudumuz daha önce yediğimiz yemekteki şeker hatamızı düzeltecek vakit bulsun.

Kaynağı önemlidir

Tükettiğimiz glikozun yani şekerin kaynağını dikkate almalıyız… Çünkü şekerin düşman ilan edilmesi, şekerin bir glikoz molekülü olarak zararlı olmasından değil, o glikozun geldiği kaynaktan dolayıdır. Vücudumuz ATP enerjisi  üretmek için glikozu kullanır. Hücre içerisinde metabolik faaliyetleri devam edebilmesi için ihtiyaç duyulan enerji, ATP üzerinden elde edilmektedir. Yani ATP’nin en önemli ve temel görevi enerji sağlamaktır. Glikoz dışında yağ ve proteinlerden de ATP enerjisi üretebilir. Ancak glikozdan enerji üremek daha hızlı ve basit bir iştir. O yüzden vücudunuz daima ortalıkta glikoz varsa onu kullanmayı öncelikli olarak tercih eder. Fakat bahsedilen şekerli unlu basit karbonhidratlı besinler, vücuda bu şekeri gerekenden fazla ve gerekenden hızlı yollar. Enerji üretiminde üretilen ve harcanan arasında bir denge olmalıdır. Daha da önemlisi üretim hızı ve kullanım hızı aynı süratte olmalıdır. Siz bir tatlı yediğinizde, o tatlı içerisindeki un ve şeker çok hızlıca enerji olma yoluna girer. Neden hızlıca girer… Çünkü önceden işlenmiş, fazla sindirim zamanı almayan yiyeceklerdir. O yüzden bunlara basit karbonhidrat denir. Basitler çünkü vücuda geçişleri çok hızlıdır. Sindirim ile oyalanmazlar. Ancak size kompleks karbonhidrat yemelisiniz dendiğinde kastedilen yine glikoz yemenizdir. Ancak bu glikoz hemen kana geçecek basitlikte önceden işlenmiş ve un-şeker haline dönüşmemiş besinlerdir. Baklagiller, kuruyemişler gibi. Bu yiyecekleri sindirip içlerindeki glikozu ayırmak vakit alır. İşte konu bizim bu vakte ihtiyacımız olmasındadır. Özetle giriş ve harcama hızı birbirine yakın olmalıdır. Yavaş içeriye girenden oluşacak ATP’yi harcamak için vaktimiz olur. Oysa işlenmiş unlu-şekerli gıdalar çok hızlı kana geçtiği için, onlardan oluşan enerjimiz yani ATP’mizi harcayacak vaktimiz yoktur. İşte vücut bu durumda eğer biz ATP’yi kullanmıyorsak onu üretmeyi bırakır. Çünkü ATP büyük miktarda depolanabilen bir şey değildir. Bizim fazla enerji depolama halimiz yağlarımızdır. Yani vücuda hızlı giren şekerin akibeti yağ olacaktır. Bu vücudun genlerine yazılı varoluşumuzu desteklemek için kullandığı bir yöntemdir. Yiyecek fazla veya hızlı geliyorsa, vücut bunu ‘ilerdeki kıtlık günlerine saklamalıyım’ diye düşünür.

Ciddi hastalıkları tetikler

Uzun sözün kısası şekerin zararı, onun işlenmiş halde olmasındadır. İşlenmişliği yüzünden vücudun onu sindirirken tekrar işleme sokmasına gerek yoktur. Hop diye yer yemez kana geçer. Ondan üretilen ATP eğer bizim tarafımızda spor ve hareketle o anda harcanmıyorsa, depolanan fazla ATP değil yağ olur. Ayrıca şekerli ürünlerin hızla kana karışmaları vücudu şaşırtır. Normalden çok yediğimizi sanır. Vücudumuz, diğer kompleks karbonhidratlara göre basit şekerleri miktar olarak fazla algılamaya yatkındır. Çünkü vücut için zamanlama her şeydir. Eğer glikozun kana geçişi hızlıysa harcamaya vakit olmayacağını bilir. İşte temelde ‘şekerli yememelisiniz’ mantığı buradan çıkar. Çünkü artan yağ deposu iç organ yağlanması ve birçok ciddi hastalığı da beraberinde getirir.

Başa dön tuşu